Bölüm 1 | Yeni Doğan Bir Biz

Bölüm 1: Yeni Doğan Bir Biz

İnsanın zorluk karşısında tek başına olmadığını anlaması kadar rahatlatıcı, güçlendirici, teselli edici başka hiçbir deneyim yok. Zorluk geçip gittikten sonra bile! Öyle olmasını beklemezdim, bunu yeni öğrendim, sözüme güvenebilirsiniz. Maladaptif hayal kurma ile daha adı yokken tek başıma baş ettikten yıllar yıllar sonra bile yalnız olmadığımı öğrenmek inanılmaz bir müjdeydi. Kopukmuşuz sadece, yalnız değilmişiz. Şimdi bağlantıları oluşturup birbirimize uzanıyoruz. Her etkileşimde eksik olduğunu daha önce fark etmediğim bir yanım tamamlanıyor.

Hem Türkiye’nin hem dünyanın online gruplarında sık sık şu formülde sorular beliriyor: “Bende şöyle şöyle oluyor, sizde de öyle mi?” Bu kemiklerimize sinmiş bir yalnızlığı silkeleme çabası. Ses verin arkadaşlar! Gerçekten var mısınız? Bu ismin altında bahsettiğimiz aynı şey mi? Biz diyebileceğim bir şey var mı gerçekten? Evet deyin, tekrar deyin, yalnız olmaya o kadar alışmışım ki aksine inanmakta zorlanıyorum!

Gelen cevaplardan hem bu harika habere ikna olma çabalarımızı sürdürüyoruz, hem de biz’in nerede bittiğini, ben’in nerede başladığını çözmeye çalışıyoruz. Soruyoruz, gelen cevaba bakıyoruz ve bazımız bilinçli, bazımız bilinçsiz bir ayıklamayla “Şu, şu, şu deneyimim başkalarında da ortak; bu, bu, bu değil.” diyoruz. “Bu meselede şu kısımlar ‘biz’, bana has olan bu ‘ben’im.” Bilim tanı kriterlerini belirlemeye çalışadursun, bir yandan da komünitedeki insanlar olarak bizler, bir ‘biz’ tanımlamaya çalışıyoruz.

(Tanımlama kelimesinin İngilizcedeki karşılığını çok seviyorum. “Define” diyorlar, “de-fine, diffīnīre” yani sınır belirlemeye dair bir çağrışımı ve kökü var. Anlamların oluşturduğu sonsuzlukta ihtiyacımıza göre ven şemaları çizmeye çalışıyoruz diyor bu kelime; hangi kavramın nerede sonlandığını ve öteki ile karıştığını belirlemeye, -çoğu zaman tekrar tekrar- sınırlamaya çalışıyoruz. Sınırlarda az çok mutabık kaldığımızda iletişim için malzeme oluşuyor, aynı kelime ile aynı şeyi anlayabiliyoruz. Büyüleyici!)

“The path to inner light,” oil painting by borda

İsmi yeni bulan hayalperestler, bu biz’i belirleyişlere katılmadan önce, ekranlarında gördüklerine duyduklarına inanmak için aylar geçiriyorlar. Artık yalnız olmadığına, onca zamandır aslında yalnız olmadığına inanmak bir süreç anlaşılan; anlamak için benim de o süreçten geçmem gerekti. Üstelik sadece kişi bazında ihtiyaç duyulan desteğin büyüklüğü de değil şaşırtıcı olan, bu ihtiyacı duyan kişi sayısı hayret verici! Daha Özgür Düş doğalı altı ay olmadı, her gün değilse gün aşırı yeni bir mesaj, yeni bir email alıyorum. Bir yanda MD’yi yeni duymuş, tanıma konusunda tereddüt eden profesyoneller var; öte yanda yeterince konuya eğilmiş ve incelemiş olanlar “Bunu nasıl bu kadar uzun süre gözden kaçırdık!” diyor. Bense günahın büyüklüğünü kabul etmekle birlikte, şaşırmıyorum. Ölçülebilir davranıştan daha derinleri görmezden gelme temeline inşa edilmiş bir “bilim”imiz var ne de olsa. Ama bu başka bir yazının konusu.

Bu arada, kendisinin de bu ‘biz’e dahil olduğunu iddia eden bir uzman olarak ortaya çıktığımda, muhtemelen çoğu diğer hayalperestin deneyimlemediği bir şey oluyor: Her şeyden önce bir sınavdan geçiyorum. Hepsinden önce gelen o soru şekil değiştiriyor, önden verilen ipuçlarını bile saklıyor: “Sizin MD deneyiminiz nasıldı?” O ilk tanışmada örtük bir kuşku var- Haklı olarak! Çünkü daha önce ‘Seni anlayabilirim’ diyen ve bunu vaat eden pek çok uzmanca hayal kırıklığına uğratıldık. İnsan her şeye alışıyor, hayal kırıklığına alışamıyor. Özellikle bir hayalperest için her seferinde dünya yıkıcı bir deneyim bu, çünkü dünyamızın çoğu hayal. O yüzden hayal kırıklığına alışmak ancak onu beklemek seviyesinde kalıveriyor; vaatlere şüpheyle yaklaşıyoruz, o hayali kurmadan önce ayağımızı denk alıyoruz. 

O yüzden ileride bir gün, belki burada belki başka bir biçimde, kendi deneyimimi de uzun uzun anlatmayı planlıyorum. Şimdilik, (şahsen benim değil ama kaçınılmaz geleceğin) vaatler(i) üzerinde duracağım:

Maladaptif hayal kurma çözümsüz bir sorun değil. Yaratıcılığın, hayal kurmanın kendisi de sorun değil; hayatla uyumsuz kısımları sorun ve bunlar üzerinde çalışılarak çözülebilir şeyler. Bu çözümlerin önemli bir kısmı şahsa has olabilir, ya da daha temel, daha geniş kitlelere hitap edebilen çözümler de üretilebilir belki. Ve bu çözümlerin üretilmesi kaçınılmaz; mevcut talebin büyüklüğü sayesinde, uzmanlar bunun yolunda emin adımlarla, bilimden normalde beklenebilecek olandan da hızla yürüyor. Belki sizin, siz şu an okuyan tekil bireyin bu gelişmeleri beklemesine bile gerek kalmayacak çünkü en önemli gelişme gerçekleşti bile: Birbirimizi bulduk. Her türlü sorunda, her türlü yaralanmada, zihnin, bedenin, toplumun en büyük kolaylaştırıcısı komünitedir, dayanışmaktır. Bu yüzden, dileğim ve temennim o ki, umutsuzluğu yeneceğiz, birbirimize uzanacağız, hep birlikte ve sabırla karanlıktan çıkış yolunu arayıp bulacağız. 

Sevgi ve umutla,

Psi. Çağla Altıntaş